Asıllar: Kuşaktan Kuşağa Taşınan Miras
Şebinkarahisar’ın müzik hafızasında iz bırakan zurna ustası Mevlüt Asıl ve onun izinden giden oğlu Erdal Asıl’ın kültürel mirasıyla tanışın.
Şebinkarahisar… Adını duyduğunuzda aklınıza ilk ne gelir? Tarihi kaleleri mi, zengin doğası mı, yoksa kadim kültürü mü? Bana sorarsanız, bu güzel ilçenin asıl zenginliği; toprağından yetişen, kültürüne hizmet eden insanlarıdır. Bugün sizlere, bu topraklara sesiyle, nefesiyle, gönlüyle hayat veren iki isimden bahsetmek istiyorum: Mevlüt Asıl ve oğlu Erdal Asıl.
Bu iki isim, yalnızca bir aile bağıyla değil; kültürel bir sorumlulukla da birbirine bağlı. Mevlüt Asıl (Ala Parmak), Şebinkarahisar’ın müzik hafızasında silinmez izler bırakmış bir zurna ustasıydı. Dile kolay, tam 65 yıl… Öyle böyle değil; bir ömür. Düğünlerden, derneklere kadar her özel günde onun zurnası yankılanırdı. O, sadece bir müzisyen değil; hemşehrilerimizin sesi ve gönüllerin tercümanıydı.
Ben onun ezgilerini dinleyen çocuklardan biriydim. O ezgilerde yalnızca nota yoktu; sevda vardı, hüzün vardı, hasret vardı. Zurna öyle bir çalardı ki, kalbinize işlerdi. İşte bu eşsiz miras, şimdi oğlu Erdal Asıl’ın ellerinde can buluyor. Erdal Asıl, babasının izinden yürürken sadece bir geleneği sürdürmüyor; aynı zamanda ona kendi ruhunu da katıyor.
Bugün bir köşe yazısına sığdırmaya çalıştığımız bu hikâye, aslında Şebinkarahisar’ın kültürle kurduğu bağın bir yansımasıdır. Çünkü kültür; yalnızca kitaplarda, arşivlerde, müzelerde yaşatılmaz. Kültür, insanların yüreğinde, sesinde, el emeğinde yaşar. Mevlüt Asıl ve Erdal Asıl da işte tam burada, bu tanımın kalbinde duruyor.
Düşünün; bir ilçede aynı aileden iki kuşak, neredeyse bir asra yakın bir süre boyunca sanatla, müzikle, halkla iç içe yaşamış… Bu öyle herkesin başarabileceği bir şey değil. Her çağın kendine özgü zorlukları vardır. Ama sanatçılar, bu zorlukları müziğe dönüştürerek çevresine moral olurlar. Asıllar ailesi de bunu başarmış bir aile.
Bugün Şebinkarahisar sokaklarında hâlâ Mevlüt Asıl’nın çaldığı ezgiler hafızalarda yankılanıyor. Erdal Bey’in dokunuşlarıyla bu miras yeni kuşaklara taşınıyor ve bizler de bu hikâyeyi anlatmakla, aslında geçmişe bir saygı duruşunda bulunuyoruz ve aynı zamanda geleceğe de bir not düşüyoruz.
Son sözüm şudur: Kültür, sahip çıkılırsa yaşar. Yaşatılırsa gelişir. Bu topraklar, tıpkı Mevlüt Asıl ve Erdal Asıl gibi gönül insanlarıyla her daim daha da zenginleşir.